PDA

Tüm Versiyonu Göster : DOGA ŞİİRLERİ


Anonymous
29-12-2006, 03:47
Bir Günüm...
acıyı özümsedim
çok az gülümsedim
mutluluk ümidini
inat ettim besledim

dertleri oyalarım
sevgiyi kovalarım
üzmem kimseyi lakin
yüreğimi dağlarım

bugün olmasa bile
bitecek elbet çile
çok ihtiyacım var
sevgiyle uzanan ele

doğa tabiat çiçek
baharlar gene gelecek
asık suratlı kader
bir gün banada gülecek

yar nazarında sevgim
üçbeş kuruş anca etti
şöyle böyle der iken
bu şiirde böyle bitti



Hakan Timur





Tabiat Odam
Severim kırlarda ben yaşamayı,
On iki ayı.
Severim kırların yeşil göğsünü,
Bütün süsünü.

İstemem başımın üzerinde dam,
Tabiat odam.
İstemem topraktan başka bir yatak,
Kehkeşanlar tak.

Kuşlardan savrulan bir incecik tüy,
Üstümde örtü.
Ve aydan kırpılan bütün yıldızlar,
Rüyamda kızlar.

..........
..........



Ahmet Kutsi Tecer






Sevmekten Gidince
Sen beni sevmekten gidince ben bana borçlu kaldım
Ya sen bana fazla geldin ya ben sana az kaldım
Gitme bir adım öteye gülüm bir adımda gurbet olur
Gitme bir nefes öteye gülüm her nefes hasret olur

Aşk yasaklandı artık halka açık yerlerde
El tutmak yol açıyor diye hesapsız
Susmalara kaldırdık tüm tutuşmaları
Yasak kelime oyunu yapmak
Yalan söylemek mecburi ve serbest ayyuka çıkmak
Artık yağmur sonraları toprak kokmak yok
Tomurcuklanmak günah
Ve bir insan gözü yüzünden 100 gün ardarda uyumamak
Kimse ölmesin diye
Kimsenin aklında her sevdalı verdiği sözü geri alacak
Güneşi ayı ve hatta hiç bir tabiat olayı
Şahit gösterilmeyecek hiç bir sevdaya
Ne deniyorsa onu atacak kalp
Ve süresi24 saate çıkarılacak meskun mahallerde ağlamanın

Sen sesini alıp gidince ben burda dilsiz kaldım
Ya sen bana fazla geldin
Ya ben sana az kaldım
Gitme bir adım öteye gülüm bir adımda gurbet olur
Gitme bir nefes öteye gülüm her nefes hasret olur


Yılmaz Erdoğan






Aksi tabiat eksi tabiat
derler ki tabiatta bahar var, yaz var
ben hiç görmedim
benim dünyamda yalnız kış var, ayaz var

bu güne dek tüm yıllarım
hep aralıkla ocakta kaldı
bilmiyorum şubat yok mu
martla nisan nerede kaldı

dikenler içinden açarmış mis gibi güller
gül dalında ötermiş bülbüller
canlanırmış doğa
börtü böcek çıkar topraktan başlarmış dansa

ben her yerde kavak gördüm
dallarında karga vardı
selam verdim bir kere
kafamı yardı

bana karşı gülen bir yüz görmedim hiç
kim öğretti bilmiyorum ama
adres sorarken de gülüyor yüzüm
tarif ederken de

nesini seviyorum ki doğanın
ben ona uymadım
o bana hiç uymadı

hele insanlar …
hele o insanlar

önden
vurdular çekinmeden burnuma
daha dönmeden arkamı;
vurdular sırtıma

nesini seviyorum ki insanların
niye insanlar için gayretteyim
ben de bilmiyorum
deli miyim neyim

amcamdan dayımdan pay almaya kalmadı
onlar zaten çok uzak
daha yakınımdan geldi tokat

topu topu hepsi iki ayak
bir adım biri atacak
sonra öteki.

anlaşamazlardı

beğenmezdim bulunduğum yeri
bastığım kaldırım taşını.
karşıya geçerdim kararlı, kararlı
sonra
bu da aynıymış der dönerdim geri

on saniyede on fikir gelirdi aklıma
güzel aklım hepsini severdi
on birinci saniyede bir fikir daha gelirdi
hepsini döverdi

pamuk ipliği bile değildi hayatla bağım
solumda çöl, önümde çukur vardı
bataklıktı sağım

ama …

içimden bir ses bağırıyordu
ya sen bağır
ya ben bağıracağım

hem dönmeyeceğim geri
hem ayakta duracağım

ben de bağırdım. ....
kazanacağım

kazandım

1985- 2003


Selahattin Aydemir


Hoşçakal Anlatıcı
kolları kesiliyor
takatten
alt kattan sesler
ve penceresinde kız çocuğu bir fesleğen kokusu
inadından olacak
evcil daralmaların
kuş yüreğinin içinde bir kafes besler
nefes almadan
sadece vererek koşar
boylu boyunca yaşamanın içine
zira
soyulunca anlaşılıyor asıl
portakalın mucizesi
hoşçakal tabiat
sağol hatırlattığın için
hoşçakal bilim
elimde
binlerce cevapsız kalmış ahize
yüze kapatılmış yüzlerce telefon
hoşçakal anlatıcı
yerini bulamadım anavatanımın
sesinin haritasında
anlattığını anlayamadım beni affet
doğduğum yer biraz sapa
bilirsin
iki kere hoşçakal der
bütün romantikler
hoşçakal anlatıcı
hoşçakal!


Yılmaz Erdoğan

Anonymous
29-12-2006, 03:48
hergün deyişik bir tane koyarak devam edebiliriz.